Bir sunum veya konuşma yapıyorsunuz. Sizi dinleyenler ilgilerini kaybediyor ve telefonlarıyla oynamaya başlıyorlar.
Bunun sadece ilgisizlik veya dikkat eksikliği olduğunu varsayabiliriz.
Peki, senaryoyu tersine çevirsek?
Bu, tüm sorumluluğu sunumu yapan kişi olarak sizin omuzlarınıza yüklemek anlamına gelmiyor. Çünkü sunuma katılım nihayetinde iki tarafı da ilgilendiren bir süreç.
Ancak, sunumu yapan kişi olarak sizin birkaç önemli faktör üzerinde önemli bir kontrolünüz var:
İçeriğin Dinleyici Uyumu: Sizi o esnada dinleyenlerin gerçekten karşılaştığı sorunları mı ele alıyorsunuz? Yoksa daha önce farklı gruplara yüzlerce kez yaptığınız aynı sunumu mu aktarıyorsunuz? Belirgin bir dinleyici grubu ile uyum sağlayamayan genel içerikli sunumlar, slaytlarınız ne kadar şık olursa olsun, karşınızdakilerin dikkatini uzun süre üzerinizde tutamaz.
Aktarım Şekli: Bir kişinin 45 dakika boyunca konuştuğu ders tarzı bir sunum, dikkat sürelerine karşı resmen savaş ilan etmek gibi bir şey. Beyinlerimiz, uzun süre boyunca pasif bir şekilde bilgi almaya uygun değil.
Karşılıklı Etkileşim: Sorular, anketler, küçük grup tartışmaları ve uygulamalı aktiviteler ile, sizi izleyenleri pasif dinleyicilerden aktif katılımcılara dönüştürebilirsiniz.
"Dinleyenler ilgilenmedi" varsayımına düşmek yerine, kendinize şunları sorabilirsiniz:
- Bu konunun onlara neden önemli olduğunu açıkça ilettiniz mi?
- Etkileşim ve soru sorma fırsatları sundunuz mu?
- İçeriğiniz bu grup için doğru detay seviyesinde miydi?
- Zamanlarına saygı göstererek sade ve odaklı bir aktarım yaptınız mı?
- Önemli bilgileri etkili bir şekilde aktarabildiniz mi?
- Sunumun genel anlamda kolay anlaşılmasını sağladınız mı?
Ve belki de en önemlisi:
Sizi dinleyenlerin bu sunum aracılığıyla, harekete geçebilecekleri bir durum yarattınız mı?
İşte esas mesele bu.